Karşıyaka, Kordelya & Karşıyaka Spor Kulübü

Yerleşim alanı İzmir şehir merkezinin karşısında bulunması sebebiyle Karşıyaka adını almıştır. 19. yüzyıl Batı kaynaklarında “Kordelio” adı altında anılmıştır. Batılı Kordelyo ismini önceleri Haçlı Seferleri komutanı İngiltere Kralı Aslan Yürekli Richard (o dönemde İngiltere’nin geçerli dili olan Fransızca‘da “Richard Coeur de Lion”) ile bağlantılandırmışlar ise de, buralara hiç gelmemiş olan kralın Kordelyo ismi ile ilişkisi olabileceği tezi daha 19. yüzyıl kaynaklarında reddedilmiştir. 13. yüzyıl Bizanskaynaklarında bölgede yer alan ve yeri tam olarak tespit edilemeyen “Kordeleon” adlı bir yerleşimin bahsi geçmektedir ve ismin kökeninin bu tarihlerden de geriye götürülebileceği savunulmuştur.

Buna göre Kordelyo’nun öz bir Anadolu ismi olabileceği sözkonusu edilmekte ve etimolojik olarak GordionGördes, Kardakçı Dağı, Kardamyla gibi benzer Anadolu isimleri ile bağı bulunabileceği öne sürülmüştür. [1]Sanskritçe‘deki “grha-”Slav dillerindeki “grad”Latince‘deki “hortus” ve Almanca/İngilizce‘deki “garden” kelimeleri ile bağlantılı olarak, “herhangi bir amaçla tecrit edilmiş yer, kesik, kale, bahçe” gibi anlamlar taşıyabilen HititçeLuvice‘deki “gurta” [2] kelimesi ilePelasgların/Luvilerin/Lidyalıların dillerinde “geçit, boğaz, vadi” anlamına gelen “ela” bileşmesi ve sonradan eski eski Yunanca ve çağdaş Yunanca‘da yer isimlerinin sonuna gelen -ieon, -eio son ekinin aktarılmasıyla oluşturulduğu öne sürülmüştür.

Karşıyaka Spor Kulübüİzmir‘in 1912 yılında kurulan ilk spor kulübüdür.

“Kaf Sin Kaf” K.S.K harflerinin eski dilde okunuşudur. Renkleri yeşil-kırmızıdır. Karşıyaka Spor Kulübü armasının içinde ay-yıldız taşıma hakkına sahip olan üç kulüpten biridir. Kaf Sin Kaf’ın yerine bugün kısaca Kaf Kaf ‘da denir.

Karşıyaka şu anda Bank Asya 1.Lig‘de yer almaktadır. Futbolun yanı sıra basketbol takımı olan Karşıyaka yıllardır Beko Basketbol Ligi‘nde mücadele etmektedir ve 1986-87 sezonunda şampiyon olmuştur. Karşıyaka Spor Kulübü futbol ve basketbol haricinde başta voleybol olmak üzere birçok branşta faaliyetini sürdürür.Şuanda İzmir’in en fazla taraftarı olan takımıdır.İzmir dışında diğer illerde de yoğun olarak taraftarı bulunan tek İzmir takımıdır. Özellikle İzmir dışında Tüm Ege bölgesinde ,İstanbul , Ankara ,Bursa vb.. illerde taraftarı oldukça fazladır. 1980 de ise Karşıyaka-Göztepe maçını 85.000 seyirci izlemiş Türkiyede ve dünyada(2.lig) seyirci rekoru kırılmıştır.

İttihat ve Terakki Partisi’nin İkinci Meşrutiyet’i ilan ettiği 1908 yılında Türkiye‘de futbol genellikle yabancılar tarafından oynanmaktaydı. İzmir’deki bütün takımlar Rumlar, Ermeniler ve İngilizler tarafından kurulmuştu. Panionios ve Apollon bu takımların önde gelenleriydi. Maçlar azınlıklar arasında oynanmaktaydı ve bu azınlıklar diğer şehirlerde olduğu gibi İzmir’de de futbola hakim durumdaydılar. Bu tarihte Kadızade Zühtü Işıl, Kadızade Raşit, Süreyya İplikçi, Refik Civelek, Osman Nuri ve Örnekköylü Hüseyin’den oluşan 6 Karşıyaka’lı genç aralarında para toplayarak satın aldıkları futbol topuyla Rus asıllı Karşıyakalı bir aileye ait olan boş bir arsada futbol oynamaya başladılar.

Bu arsada futbol oynadıklar bir gün yağmurun çiselemesi üzerine bir zeytin ağacının altına sığınan gençler,azınlıkların futbol sahasındaki egemenliğine başkaldırı hareketi olarak kendi kulüplerini kurmaya karar verdiler ve 1 Kasım 1912 (1328) tarihinde Karşıyaka Muaresei Bedeniye Kulübü’nü yani bugünkü adıyla Karşıyaka Spor Kulübü’nün kuruluşunu gerçekleştirdiler. Kuruluş aşamasında altı genç ile birlikte Hüsnü Tonak, Tahir Bor, Fevzi Fikri Altay ve Sezai Çullu’da yer almıştır. Bu tarihten 1914′te Altay’ın kuruluşuna kadar Karşıyaka, İzmir’deki tek Türk spor kulübü idi.

Karşıyaka’nın tarihindeki ilk on biri Kaptan Raşit Kadızade, Suat Karşıyaka, Refik Civelek, Kaleci Salih, Çakır Kemal, Örnekköylü Hüseyin, İtalyan Hanri Barter, Kemal Paşalı Sarı Ali, Muharrem Hüsamettin ve Zühtü Işıl’dan oluşmaktaydı. Kurulan bu takım, Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı‘na kadar yabancılarla birçok çekişmeli maç oynamıştır.

Karşıyaka Spor Kulübü, kuruluşundan Kurtuluş Savaşı’na kadar geçen sürede hiçbir maçta yenilmemiş, İtalyan ve Yunan şampiyonlarını birçok kez yenerek bu kulüplerin kapatılmasına sebep olmuştur.

Karşıyaka Kulübü’nün bir numaralı üyesi ve kurucusu olan Kadızade Zühtü Işıl, I. Dünya Savaşı ve Milli Mücadele‘de 8 yıl bir çok cephede savaşmış, hatta Filistincephesinde “Kanal Harekatı” sırasında İngilizler’e esir düşmüştür.

Kurtuluş Savaşı yıllarında İzmir’in çoğunluğunu RumFransız ve diğer yabancılar oluştururken, Karşıyaka ise Türklerin yoğun yaşadığı bir yerleşim birimiydi. Bugün için söylenen “Biz Karşıyakalıyız” ifadesi de Türklerin Anadolu‘ya geçerken kendilerini tanıtmak için kullandığı bir parolaydı. Bu parola ile “Biz Türküz” denilmektedir.

Santrafor olarak oynayan eski Başbakanlardan Adnan Menderes‘in de bulunduğu takım Kurtuluş Savaşı’na katılarak bir çok cephede savaşmıştır. İzmir’e ilk giren Türk kuvvetleri içinde Karşıyaka’lı bazı sporcular da bulunmaktaydı.

Mustafa Kemal Atatürk İzmir’in yeniden Türk kuvvetlerinin kontrolü altına girdiği gün geceyi Karşıyaka’daki bir köşkte geçirmiştir. Kendisine verilen yemeğe davet edilen Karşıyaka Spor Kulübü yöneticilerinden,kulübün durdurulan faaliyetlerinin en kısa sürede yeniden başlatılmasını rica etmiştir.

1924 yılında Fenerbahçe Karşıyaka’nın davetlisi olarak İzmir’e geldiğinde maça yoğun bir ilgi gösterildi. O yıllarda İzmir’de GöztepeAltınordu,İzmirspor ve Bucaspor gibi kulüpler henüz kurulmamıştı. Karşıyaka ile birlikte tek Türk takımı Altay idi.

13 Ekim 1925 tarihinde kulübü ziyaret eden Mustafa Kemal Atatürk kulübün şeref defterine şu satırları yazmıştır: “Karşıyaka Spor Kulübü’nde karşı karşıya bulunduğum gençlik iftihara çok şayandır. Bu gençlik muvacehesinde istikbalin kuvveti, saadeti ne bariz görülmektedir.”

Karşıyaka 1926 yılında İzmir şampiyonu olmuştur. Bu şampiyonluktan sonra 24 Haziran 1926 tarihinde Atatürk’ün kulübe ikinci ziyareti gerçeklemiştir. İsmet İnönü ve Fahrettin Altay ile kulübü ziyaret eden Atatürk, Karşıyaka Spor Kulübü’nün cepheden döndükten sonra yeniden kurmuş olduğu takımı ile İzmir Ligi’nde yabancı rakipleri ile yaptığı mücadele sonucunda hiç gol yemeden şampiyon olduğunu öğrenmiş ve bunun üzerine kulübün ambleminde ay-yıldız kullanılmasını istemiştir.

Bu ziyaretinde de şeref defterine şunları yazmıştır: “Bu defaki ziyaretimde geçen aylarda masarrıf ve mesai hizmetin kıymetli asarını gördüm. Teşekkür ve tebrik ederim.”

1937′de arasında dönemin İzmir Valisi Fazlı Güleç’in zorlaması sonucu Yamanlarspor adıyla Bornovaspor’la birleşti. Bu birleşme 1944′e kadar devam etti. 1951-1959 yılları arasında 8 amatör branşta İzmir şampiyonluğu elde eden Karşıyaka 17 branşta faaliyette bulunan tek spor kulübüdür.

Karşıyaka Spor Kulubü günümüzde 9 branşta faaliyetlerini sürdürmektedir.

Wikipedia Alıntıdır.

Peugeot’nun Yeni Kimliği

Otomobil dünya devi Peugeot’nun yeni reklam filmi. BETC ve Partizan Midday Midnight ajansı tarafından çekilen “Motion & Emotion” isimli reklam filminin yönetmenliğini ise Michael Gracez yapmış.

Mobil Blob VB3 Salon

Belçikalı firma dmvA tarafından tasarlanan yumurta şeklinde, orijinal bir oda. Bir banyo, bir yatak ve çeşitli saklama yerleri dahil. Bir cephe otomatik kapı olarak kullanılmak üzere açılır durumda. Birim, mobil bir ofis veya ortalama bir oda olarak kullanılabilir tasarlanmış.

Gece Işıkları

Bir kilise duvarında gerçekleştirilen bilimsel görsellik ve eğlence. Bu etkinliğin fotoğraflarıda “flickr“ da.

“Chanel N5″ Aşk İstanbul’da

Baş rolünde Da Vinci Şifresi filminde de rol alan ünlü oyuncu Audrey Tautou’nun oynadığı aşk kokan bir reklam. Chanel firmasının “N5″ parfümü için çektiği reklam Audrey Tautou’nun, ünlü “Orient Express” ile İstanbul’a gelmesiyle sonlanıyor. Aşk filmi tadında reklam.

Bıyık Kral, Birazda Çocukluğumuza Dönelim.

Tarık Kaan Muşlu tarafından hazırlanan sade ama birokadar güzel bir masal. Kendi blog unda (www.baybiyik.com) yayınladığı birkaç videosu daha var. “Bana bir masal anlat baba” tadında iyi seyirler…

Düşler Gerçeğe Dönüşse…”Audi D7 Concept” Karşınızda

Audi D7 Konsept Tasarım Harikası. Bir kaç sitede gördüm ve hemen tanıtmam gerektiğini anladım. Yalnızca konsept tasarım olması bir gün gerçek olamayacağı anlamına gelmez. Sade ve etkileyici araç bütünlüğünün yanı sıra en çok göze çarpan tabikide aydınlatma sistemi olarak görev yapan neon lar. Stop ve ön far aydınlatma her araçta standarttır. Fakat bu kez görüldüğü gibi aracın başından sonuna uzanan neon geleceğe dönük bir aydınlatma imkanı sunuyor. Ne diyelim “İnşallah Gerçek Olur.. Amin”.

Bir Bilgisayarım Olsa, İçinde Biraz İnsanlık Olsa!

Real Human Interface

Human Interface

Gerçek insan arayüzü anlamına gelen bu cümle tam olarak çekilen videoyu yansıtıyor. Bu video multitouch-barcelona.com “Doğal Etkileşim Projesi” tarafından çekilmiş. Siteleri de  multitouch teknolojisi ile bağdaştırılmış sade bir tasarımda yaratılmış. Site de daha buna benzer birkaç muhteşem teknolojik gösterim var.

Bir Fincanda 40 Yıllık Hatır “Türk Kahvesi”

Bir gelenek, bir alışkanlık, klasik ama bir sevdadır kahve. Seven sevmeyenden fazladır. Yanında yapılan muhabbetlerde cabası. Yeri geldimi kola ile karıştırılıp sınavlara çalışmak üzere, sabaha kadar uykusuz kalmanın yoludur( Ah üniiversite final haftası). Bende başlıbaşına bir kahve tiryakisi olarak bu konu hakkında yazmanın vakti geldi dedim. İçildikten sonra fal kapatmadan tutunda, kız isteme merasiminde sadede gelinmeden önce yudumlanan o büyük lezzet. Şimdiki gibi ünlü firmalarda gidip içeceğiniz türden basit birşey değil yani. Ağır ateşte, yavaş yavaş pişeni makbuldur kahvenin. Tabi birde sarhoş ayıltmakta kullanılırki, işe yararlılığı meçhul. İşte bir wikipedia alıntısı geliyor. Bayanlar ve baylar karşınıda “KAHVE”…

Etimolojisi

Kahve ağacının ilk bulunduğu yer olan Habeşistan‘ın Kaffa yöresinin Arapça karşılığı “qahwah ” dır. Araplar bugün bilinen kahveyi henüz tanımıyorken kelime keyif veren içki, şarap anlamında kullanmaktaydı. Bugünkü anlamını 14. yüzyılda kazanmaya başlamıştır. Bu Türkçe‘de “kahve”ye dönüşmüş, buradan da Avrupa‘da café, caffe, koffie, coffee, koffie, Kaffee şekline gelmiştir.

Coffea ağacı

Çiçekleri beyaz ve hoş kokulu , kirazı andıran kırmızı meyvasının içinde iki çekirdek bulunan, dikildikten yaklaşık 3 yıl sonra meyve vermeye başlayan ve 30-40 yıl boyunca aralıksız meyve veren bir ağaç türüdür. Doğal haline bırakıldığında 8-10 metreye kadar uzayan ağaç, meyvelerin kolay toplanabilmesi için sürekli budanarak 4-5 metre uzunluğunda bir çalı boyutunda tutulur. Kahvenin defne yaprağına benzer derimsi ve kenarları dalgalı kışın dökülmeyen koyu, parlak ve sivri uçlu yaprakları vardır. Bol yağış alan, ortalama sıcaklığın 18-24° C arasında bulunduğu ve don olayının görülmediği, ekvatorun 25 Kuzey’i – 30 Güney’i arasındaki kuşakta yetişir. Soğukta ağaç ölür, ayrıca ani ısı değişiklikleri de ağaca zarar verir. Nemli ortamı sevdiğinden, kahve ağacının düzenli yağışın olduğu tropik bölgelerde yetiştirilmesi gerekir. Doğada pek çok yetişen türü olmasına rağmen yalnızca coffea arabica ve coffea robusta adındaki türlerin tarımı yapılmaktadır.

Kahve çiçeği

Bol yağışların ardından kahve ağacı, yılda iki ya da üç kez bembeyaz muhteşem çiçekler açar. Güçlü ve keskin kokuları kimi zaman yasemini kimi zaman portakal ağacının çiçeğini andırır. Yeni çiçek vermeye başlamış bir ağaç, dallarında bir yılda toplam 20-30 bin çiçek taşır.

Kahve çiçekleri açtıktan birkaç saat sonra solmaya başlar ve yavaşça meyve olmak için hazırlanırlar.

Kahve meyvesi ve çekirdeği

Kahve çiçeği beyaz renktedir ve yasemin gibi kokar. Kahve meyvesi; büyüklüğü, şekli ve rengindeki benzerlikler nedeniyle “kahve kirazı” olarak da adlandırılmaktadır. İçinde ince iki çekirdek bulunur. Çekirdeklerin birbirine bakan tarafı düz, dış tarafı yuvarlaktır. Her çekirdeğin içinde aynı biçimde bir tohum (kahve tanesi) vardır. Tanenin düz yüzeyinde, içi sert bir besidokusu ile dolu olan, derin bir çizgi yer alır, Besidokusunun dış tabakası ince bir zarla kaplıdır. Zarın dışında ise daha sert bir kabuk vardır. Eğer kahve çekirdeği daha sonra tohum olarak kullanılacaksa çekirdek kabuktan ayrılmaz.

Bazı kahve ağaçlarının meyvesinden iki yerine bir tane çekirdek çıkar. Bu çekirdek (peaberry), diğerlerine göre çok daha yuvarlak bir şekle sahiptir. Tek olarak çıkan çekirdekler, diğerlerinden ayrılarak üretim sürecinden geçirilir. Genellikle fiyatları da normal kahveye göre çok daha pahalıdır.

Kahve meyvelerinin çok düzenli kontrol edilmeleri gerekir, çünkü olgunlaştıktan sonra 14 gün içinde çürümeye başlarlar.

Tarımı

Yengeç ve Oğlak dönencesi arasında tropikal iklime bölgelerde ağırlıklı olarak tarımı yapılmaktadır. Toprak, aldığı su, güneşlenme zamanı, nem kahvenin tadını ve aromasını değiştirmektedir. Eğer kahve yanardağın eteğinde yetiştiriliyorsa kül kokuyor. Muz ağaçlarının gölgesinde yetişiyorsa daha aromatik bir tadı oluyor.

Coffea Arabica (Arap kahvesi- YEMENDEN)

Etiyopya’da keşfedilen ilk kahve bitkisinden türemiş olan Coffea Arabica, daha çok yüksekliği 800-2000 metre arasında olan dağlık platolarda veya volkanik yamaçlarda yetişir. Her yağmurlu dönemin ardından çiçek açar ve meyvelerinin olgunlaşması için yaklaşık 9 ay gerekir. Tipik bir arabica ağacı, bir yılda yaklaşık 5 kg meyve verir ve bu meyvelerden 1 kg kahve çekirdeği elde edilir.

Yeşilimsi sarı renkteki oval Arabica çekirdeklerinden üretilen kahve, Robusta’ya göre daha az kafein içerir. Ayrıca daha lezzetli ve tatlı bir aromaya sahiptir.

Arabica kahvesi dünya kahve üretiminin %70′ini oluşturur. Ancak hastalıklara ve iklim koşullarına çok dirençli olmadığından yetiştirilmesi daha zordur ve daha pahalıdır.

En çok bilinen çeşitleri; Brezilya, Orta-Doğu Afrika, Hindistan, Endonezya’da yetişen “Bourbon” ve Latin Amerika’da yetişen “Typica”dır. Bunları Tico, Blue Mountain, Mundo Novo, Caturra ve San Ramon izler.

Arabica türünün asit oranı Robusta’ya göre daha az ve aromalıdır. Bu yüzden damak tadı için en çok bu türü tercih edilir. Ülkemizde ise yanlızca Mersin ve Anamurda deneme dikimleri iyi sonuç vermiştir. Hali hazırda 16 hektar alanda kahve tarımı yapılmaktadır.

Coffea Canephora (Robusta)

Coffea robusta, 0-600 metre arasında yetişir. Arabica’nın tersine düzensiz olarak çiçek açar ve meyvelerinin olgunlaşması için yaklaşık 10-11 ay gerekir.

Sarımsı kahverengindeki yuvarlak Robusta çekirdeklerinden üretilen kahve, Arabica’ya göre yaklaşık iki kat daha fazla kafein içerir. Odunsu lezzeti nedeniyle kaliteli kahve üreticilerinin tercih etmediği bir türdür. Ancak ucuz olmasından dolayı maalesef bazı üreticiler tarafından kahve harmanlarına katılmaktadır.

Robusta kahvesi dünya kahve üretiminin yaklaşık %30′unu oluşturur. Hastalıklara ve iklim koşullarına çok dirençli olduğundan yetiştirilmesi çok daha kolay ve ucuzdur.

En çok bilinen çeşitleri; Java-Ineac, Nana, Kouliou ve Congensis’tir.

Vücuda etkileri

Kahve içerdiği kafein maddesinin uyarıcı niteliği yüzünden dikkat artırıcı ve stimülan özelliğe sahiptir. Ağrı kesicilerin etkisini %40 artırmaktadır.

Tarihi

Kahve’nin anavatanı olan Etiyopya’nın yüksek yaylaları, yabani kahve bitkisinin doğal olarak yetiştiği bölgelerde yerli halk bu bitkinin tanelerini un haline getirip bir çeşit ekmek yapıyordu. Meyveleri kaynatıldıktan sonra suyu içilmek suretiyle tıbbi amaçlı kullanılıyor ve “sihirli meyve” olarak adlandırılıyordu. Kahve, ünüyle birlikte hızla Arap Yarımadası‘na yayıldı ve 300 yıl boyunca Habeşistan’da keşfedilen yöntem ile içilmeye devam edildi. 14. yüzyılda ise yepyeni bir keşif ile ateşte kavrulan kahve çekirdekleri, ezildikten sonra kaynatılarak içime sunuldu. Kahve’yi ilk olarak işleyip içmeye başlayan Yemen’deki sufi tarikatıdır. Buradan 1470’li yıllarda Aden’de , 1510’da Kahire’de 1511’de Mekke ‘de görülmüştür.

Yavuz Sultan Selim döneminde, 1517‘te, Yemen Valisi Özdemir Paşa, Yemen’de içtiği ve çok sevdiği kahveyi İstanbul’a getirmiştir.

Kahve, kısa zamanda itibarlı bir içecek olarak saray mutfağında yerini aldı ve büyük ilgi gördü. Saray görevleri arasına “kahvecibaşı” adında bir de rütbe eklendi. Padişahın ya da bağlı olduğu devlet büyüğünün kahvesini pişirmekle görevli olan kahvecibaşı, sadık ve sır tutmasını bilenler arasından seçilirdi. Osmanlı tarihinde kahvecibaşılıktan sadrazamlığa yükselenlere bile rastlandı.

Saraydan konaklara ardından evlere giren kahve, İstanbul halkının kısa sürede tutkunu olduğu bir lezzet haline geldi. Satın alınan çiğ kahve çekirdekleri tavalarda kavrulup, dibeklerde dövüldükten sonra cezvelerde pişiriliyordu.

1544 yılında İstanbul’da Tahtakale’de iki Suriyeli Arap ilk kahvehaneyi açmışlardır.

İstanbul’a gelen Venedikli tacirler, çok sevdikleri bu içeceği Venedik‘e taşıdı. Böylece Avrupalılar kahveyle ilk kez 1615‘te tanışmış oldu. Önceleri limonata satıcıları tarafından sokaklarda satılan kahve, 1645‘te açılan İtalya‘nın ilk kahvehanesinde yerini aldı. Kısa zamanda sayıları hızla çoğalan bu kahvehaneler de; diğer pek çok ülkede olduğu gibi özellikle sanatçıların, öğrencilerin ve her kesimden halkın bir araya gelerek sohbet ettikleri en gözde yerler oldu. Kahve Paris’e 1643, Londra’ya 1651’de ulaştı.

Avrupalılar dünyanın çeşitli yerlerinde kahve plantasyonları kurdular. Endonezya-Cava’da 1712 yılında kahve tarımı başladı. Hollanda Cava ve Doğu Hint Adaları’nda, Fransa Antiller’de kahve yetiştirdi.

Türkiye’deki ticareti

İlk kez 1727 yılında Brezilya’dan kahve ithal edilmeye başlanmıştır. Türkiye’deki en yaşlı kahve 1871 yılında kurulmuş Kurukahveci Mehmet Efendidir. Anadolu’da kahve ekimi ile ilgili çalışmalar yapılmış fakat başarılı olunamamıştır. 2.Dünya Savaşı sırasında Tekel kapsamına alınmıştır. 1980’li yıllarda Nestle firması Nescafe’yi piyasaya sürmüştür. 2004′ten beri Ülkemizde sadece Mersin ve Anamur‘da 16 hektarlık bir alanda kahve tarımı yapılmaktadır.

Çeşitleri

  • Türk Kahvesi – Telvesi ile servis yapılan tek kahve çeşidi
  • Espresso – Makine ile hazırlanan, koyu kavrulmuş, İtalya’ya özgü bir kahve türüdür.
  • Mırra – Şanlıurfa’ya özgü, birkaç kez demlenerek hazırlanan acı kahve.
  • Cappuccino – Espresso ve su buharı ile köpük haline getirilmiş süt eklenen kahve (köpük 2 santim kadar).
  • Americano – Espresso’nun sıcak su eklenerek yumuşatılmış şekli
  • Cafe au lait – Fransızların sütlü filtre kahvesi.
  • Ethiopian Yirgacheff – Şarabımsı buruk tadı olan Etiyopya kahvesi.
  • Latte – Espresso’ya az köpürtülmüş sütün eklendiği kahve (köpük 1 santim kadar).
  • Macchiato – Espresso’ya süt köpüğü eklenerek hazırlanan kahve.
  • Mocha – Latte’ye çikolata tozu veya şeker eklenmesiyle yapılan kahve.
  • Santos – Brezilya’da bir liman adıdır,kahve yetişmez.
  • Sumatran – Düşük asit dengesine sahip Endonezya kahvesi.
  • Supremo – Kolombiya’da en kaliteli kahve kategorisine verilen ad’dır.
  • Viennese – Espresso’ya çikolata ve krema katılarak hazırlanan Viyana usulü kahve.

“d3o” Yüzyılın icadı.

İngiltere yüzyılın icadına imza attı. Mekanik mühendis Richard Palmer ve bir zamanların kimya devi DuPont, “d3o” olarak isimlendirilen ender bir malzeme üretti. Bu madde darbelere maruz kaldığında çok sert fakat hafif dokunuşlarda çok esnek ve yumuşak nitelik kazanıyor. Bu malzemeyi ürünlerinde kullanan pek çok ünlü marka var. Savaş teknolojileri açısındanda ileriki aşamalarda kullanılacağı konuşuluyor. Şu an yaralanma olasılığı yüksek olan spor dallarında kullanılmakta.


Follow

Get every new post delivered to your Inbox.